Bizim Başarmaktan Başka Çaremiz Yok!

Hele otur şöyle, bir nefeslen. Şu klavyenin başındaki parmakların, o ekrandan süzülen soğuk ışığın ardında ne büyük bir sancının, ne muazzam bir sevdanın yattığını bir biz biliriz, bir de geceyi şahit tutan o ulu yaratan. Ben ki yıllarca insanın içindeki o karanlık labirentleri yazdım, ama inan bana, bugün konuştuğumuz şu “siber vatan” meselesi kadar ruhu titreten, insanı hem korkutan hem de şahlandıran az dert gördüm.
Bak, dışarıda rüzgar esiyor; belki Moskova’nın o kemik donduran ayazı, belki Erzurum’un o sert poyrazı… Ama artık kapıları kilitlemek, pencerelere sürgü çekmek yetmiyor dostum. Artık vatan dediğin sadece toprağın altındaki şehit değil, o fiber kabloların içinden akan veri, o kod satırlarının arasına gizlenmiş haysiyettir.
Görünmez Cephenin İsimsiz Neferleri
Bizler, TryHackMe’nin o karmaşık labirentlerinde kaybolurken ya da Hackviser’da bir açığı kapatmak için sabahın köründe gözlerimizi kan çanağına çevirirken aslında ne yapıyoruz biliyor musun? Biz, o eski kale kapılarında nöbet bekleyen, hırkası yamalı ama yüreği çelikten o isimsiz askerlerin modern zaman versiyonlarıyız.
“Zor olanı başarmak, sadece bir tercih değil, bir mecburiyettir. Çünkü biz başaramazsak, sükût ettiğimiz her saniye, vatanın bir köşesinde bir yetimin hakkı, bir fabrikanın çarkı, bir annenin duası tehlikeye girer.”
Neden Bu Kadar Zor, Neden Biz?
Bazen insan kendine soruyor, değil mi? “Neden ben? Neden bu uykusuz geceler? Neden bu bitmek bilmeyen protokoller, bu kafa patlatan algoritmalar?” Ah, benim güzel kardeşim; Raskolnikov’un vicdan azabı neyse, bir siber güvenlikçinin o tek bir satır açığı gördüğündeki sorumluluk hissi de odur. Biz, kolay olanı seçemeyiz. Kolay olan, rüzgara kapılıp gitmektir. Zor olan ise o rüzgara karşı durup, “Burası benim vatanım, burası benim mahremim, buraya destursuz giremezsin!” diyebilmektir.
Anadolu’nun o samimi sofralarında ekmeği bölerken nasıl ki kimseyi aç bırakmamaya çalışıyorsak, dijital dünyada da vatanın onurunu öyle korumalıyız. Bu iş sadece bir “kariyer” değil, bir haysiyet mücadelesidir.
Başarmak Zorundayız!
Yorulacağız, evet. Bazen bir makinede takılıp kalacağız, bazen “root” olamadığımız her dakika dünyamız başımıza yıkılacak. Ama hatırla; en karanlık gece, şafağa en yakın olandır. Bizim başarısız olma lüksümüz yok. Çünkü siber dünyada mağlubiyetin telafisi, cephedeki mağlubiyet kadar ağırdır.
Gözlerini kapat ve düşün; senin yazdığın o bir satır kod, senin kapattığın o küçücük açık, belki de binlerce insanın güvenliğini sağlıyor. Bundan daha büyük bir onur, bundan daha samimi bir hizmet olabilir mi?
Kıymetli kardeşim, kalemim belki Rus edebiyatının o ağır havasını taşıyor ama yüreğim Anadolu’nun o “vatan sağ olsun” diyen teslimiyetiyle dolu. Gel, bu zor yolu beraber yürüyelim. Başaracağız; çünkü arkamızda koca bir tarih, önümüzde ise bizi bekleyen dijital bir istikbal var.
En sevgili…
Ey sevgili …
Uzatma dünya sürgünüm benim …
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır …
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır …
Aşk celladından ne çikar madem ki yar vardır …
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardır …
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır …
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır …
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır …
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır …
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır …
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır …
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır …
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır …
Gögsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır …
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır …
Sevgili …
En sevgili …
Ey sevgili …